KÖREBE
Hepimiz biliriz, çocukken oynamışlığımız vardır mutlaka; çoğumuz olmuşuzdur "körebe". Hani kollarını açarak oyunun diğer fertlerine dokunmaya çalışan ebenin merkezinde oynanan "çocuk oyunu"… Gözleri bağlanmış oyuncu, ani hareketler ile oyunun diğer fertlerini yakalamaya çalışır. Tek derdi "gözlerini açtırabilmektir."
Çocukların oyunları ile büyüklerin yaşamları arasında sık sık bağ kurmaya çalışırım. O oyunların; yaşamdan beslenen, yaşama kaynaklık eden yanlarının olduğunu her defasında düşünürüm; yani kurulan her dünyanın altında sahibine gülen bir oyunun varlığına inananlardanım.
Düşünelim hele; en iyi bildiğimizi yapalım yani… Şöyle bir gidelim yakın tarihimize; gözümüzün açılması umuduyla kaç defa ebe olmuşuz. Kimlere açmışız kollarımızı, kimlerle oynamışız, ya da kimler oynamış bizlerle…
Zifiri karanlıkta gözlerimizi siyah banttan kurtarmaya çalışan kollar, bir sürü oyuncu kattı yaşamımıza, yüreğimize… Bir çırpıda hepsinin adı gelmiyor aklıma… Bazılarınınsa hiç gitmiyor…
Birini "Umut" filmiyle yakalamıştım kolundan, diğerini "İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahımla", bir diğeri de " Yaşamak" diyordu "Bir Orman Gibi Kardeşçesine"… Hiç unutmadım adlarını… Hep yanımdalar… Yanımızdalar…
******> Gelin görün ki Bugün,
İhanetin adını umut, kardeşliğin ise bölücülük eylediler. Vuruyorlar kardeşim diyenin yüreğine; barış diyenin diline… “ya diyorlar seveceksin ya da gideceksin”…Biz zaten iyi biliriz severken gitmeyi; arkamızda “Piraye’yi”, “Ceviz Ağacını” bırakarak… Ama hiç vazgeçmedik sevmekten; özlemden; İstanbul’u dinlemekten…
Biz en güzel vatan şiirlerini sürgündeyken yazmadık mı, en dokunaklı aşkı söylemedik mi adını bilmediğimiz ülkelerde… En içli ağlamalarımız Yeditepeli şehir için değil miydi? Evet! Severek gitmeyi de, arkasında yareni bırakarak sürgün edilmeyi de, en iyi biz biliriz, ama biz; geri dönmeyi de, inadına türküler söylemeyi de iyi biliriz… Dilimizden düşürmedik çünkü barışı, kardeşliği, adaleti… Korkmadık hiç! Ürkek Güvercin de olmadık; Çünkü biliriz ki sevginin olmadığı yerde insan da yoktur; sevecek vatan da…
Fonda Hiroşima’yı söylüyor üstat; dünyanın diğer ucundaki çocuk için şeker istiyor, onurluca… Çünkü dünyanın tüm çocukları şeker sever… Ve dünyanın tüm çocukları şekerin tatlısını yüreklerine değdirir. İşte biz o yüreğe sevdalıyız; rengine, ülkesine bakmaksızın… Biz dünya kardeşliğini sığdırmaya çalışırken sevdamıza, kim bize diyebilir ki “ya sev; ya terk et”…
Gözlerimize siyah bandı tekrar takma zamanıdır belki; bir daha oynamalıyız körebe… Kollarımızı açıp sevdaya, yol arkadaşı beklemeliyiz yine…
Red...
Yorum (0) Yorum yaz!